Avrupa Birliği (AB), pandemi döneminde yaşanan tedarik zinciri kırılganlıklarından çıkardığı derslerle sanayi stratejisinde köklü bir değişikliğe gidiyor. “Made in Europe” (Avrupa’da Üretildi) etiketi altında yerel üretimi güçlendirmeyi ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bu yeni hamlede, Türkiye stratejik konumu ve güçlü sanayi altyapısıyla kilit bir oyuncu olarak masadaki yerini aldı. Bu girişim, özellikle kritik sektörlerde AB sanayisinin dayanıklılığını ve rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor.
AB’nin bu hamlesi, sadece ekonomik bir strateji olmanın ötesinde, jeopolitik riskler ve küresel ticaretteki belirsizlikler karşısında bir tür ‘stratejik özerklik’ kazanma çabası olarak da yorumlanıyor. Birliğin hedefi, belirli ürünlerdeki aşırı dışa bağımlılığını azaltarak, gelecekteki olası krizlere karşı daha dirençli bir ekonomik yapı kurmak.
Türkiye Neden Masada?
Türkiye’nin AB’nin “Made in Europe” stratejisindeki önemi, coğrafi yakınlığı, Gümrük Birliği anlaşması ve üretimdeki esnekliğiyle öne çıkıyor. Avrupa’ya olan lojistik avantajı, nitelikli iş gücü ve rekabetçi üretim maliyetleri, Türkiye’yi Avrupa tedarik zincirleri için cazip bir alternatif haline getiriyor. Özellikle Asya ülkelerine olan bağımlılığın azaltılması hedeflenirken, Türkiye Avrupa’nın yeni üretim üssü olma potansiyelini taşıyor.
Tedarik Zincirlerindeki Kırılganlık Dersleri
COVID-19 pandemisi, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar hassas olduğunu ve tek bir bölgeye aşırı bağımlılığın ne tür riskler taşıdığını acı bir şekilde gösterdi. Çin’in üretimdeki tekelleşmesinin yol açtığı aksaklıklar ve AB ülkelerinin temel ürünlerde bile dışarıya bağımlı kalması, Birlik içinde “yeniden sanayileşme” ve “stratejik üretim” konularını öncelikli gündem maddesi haline getirdi. “Made in Europe” girişimi, bu tecrübelerin ışığında şekillenen somut bir adım olarak öne çıkıyor.
Hangi Sektörler Öne Çıkıyor?
Bu yeni stratejide Türkiye’nin özellikle önemli rol oynayabileceği sektörler bulunuyor. Mevcut güçlü üretim kapasitesi ve tecrübesi göz önüne alındığında, şu alanlar AB için kritik öneme sahip:
- Otomotiv: Türkiye, Avrupa otomotiv sanayisinin önemli bir üretim ve tedarik merkezi konumunda. Elektrikli araçlar ve batarya üretimi gibi yeni nesil teknolojilerde entegrasyon potansiyeli yüksek.
- Kimya: Temel kimyasallardan özel kimyasallara kadar geniş bir yelpazede üretim yeteneği bulunan Türkiye, Avrupa’nın kimya tedarik zincirini güçlendirebilir.
- Beyaz Eşya: Dünya çapında rekabetçi bir beyaz eşya sanayisine sahip olan Türkiye, Avrupa pazarının önemli bir tedarikçisi olmaya devam edebilir.
Uzman Görüşü: Türkiye’nin Potansiyeli
Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Emre Alkin, Türkiye’nin AB için ne kadar değerli bir partner olabileceğinin altını çiziyor. Alkin’e göre, “Türkiye, Avrupa’nın üretim merkezi haline gelebilir. Ancak bunun için Türkiye’nin sadece ucuz iş gücü ve konum avantajıyla değil, aynı zamanda yüksek katma değerli, Ar-Ge yoğun üretimle öne çıkması gerekiyor. Otomotiv, kimya ve beyaz eşya gibi sektörlerdeki mevcut gücümüzü daha da geliştirerek Avrupa’nın vazgeçilmez bir parçası olabiliriz.” Alkin ayrıca, bu entegrasyonun Türkiye’ye yeni yatırım fırsatları ve teknoloji transferi potansiyeli sunacağını da belirtiyor.
Özetle, AB’nin “Made in Europe” hamlesi, sadece bir ekonomik kurtarma planı değil, aynı zamanda küresel rekabetin ve jeopolitik belirsizliklerin şekillendirdiği yeni dünya düzeninde stratejik konumlanma arayışının bir yansımasıdır. Türkiye’nin bu masadaki varlığı ve potansiyel rolü, her iki taraf için de karşılıklı fayda sağlayabilecek önemli bir iş birliği fırsatının habercisidir.